06 Temmuz, 2009

Üçüncü Ay

Alicim, diyabetle beraber 3 ayını doldurdun, 3 ayı geride bıraktın, bıraktık. Püripak geçmedi bu üç ay senin için. Hayatın eskisi kadar"basit" de değil üstelik. Yer yer zorlanıyorsun, yaşının ufaklığı senin içinde bulunduğun durumu tam anlamıyla anlamana yetmiyor. Birşeylerin eskisinden farklı olduğunu anlayacak kadar büyüksün, ama neden eskiye dönemeyeceğini anlayamacak kadar da küçüksün.



Bana geçen gece gözlerimin içine baka baka beni ne çok sevdiğini söyledin, ardındanda tüm bunlardan ne zaman kurtulacağını sordun. Eskiden bu soruları sorduğunda kenarda köşede ağlayacak kadar perişan ve zayıf hissediyordum kendimi, ama bugün ben de senin gözlerinin içine baka baka tüm çaresizliğimle seni çok çok iyi anladığımı, ama bunun, tüm bu yaşadıklarının çok kısa bir sürede geçmeyeceğini anlatıyorum. Kelimeleri, cümleleri özenle seçmeye çalışıyorum sen anlayasın diye, ama sen yine de sıkılıyorsun dinlediklerinden ve hoşuna gitmiyor anlattıklarım. Artık insülinden, ölçümlerden sıkıldın, ve bunun neden bitmediğini anlamlandıramıyorsun.


Keşke senin hoşuna gidecek cevaplarım olsa, ama yok. Şu ana kadar 5 türkçe, 3 ingilizce diyabet kitabı okudum. Ama yok güzel yavrum yok, bu işin kurtuluşu yok,yok... ama şimdilik yok, sonra sen genç bir delikanlı olduğunda olacak ben biliyorum.



Tek uğraşım, tek yapabildiğim sana eskisine yakın bir hayat yaşatmaya çalışmak. Bunun sadece "benzin" almaktan ibaret olduğunu tekrar ama tekrar söylemek. Hergün abur cubur yemeni sağlayacak şekilde karbonhidrat saymak, hareketlerini gözlemlemek, düzenli ölçmek...

Üç aydır seninle beraber boş insülin iğnesi oluyorum. Bunu neden yaptığımı bilmiyorum. Yalnız değilsin duygusunu vermek mi, başka birşey mi ben de hiç bilemiyorum. İçgüdüsel...Ama bil ki ben de en az senin kadar yoruluyorum, sıkılıyorum. Herşey çok normalmiş gibi bir senaryo çizmek, ve kendini ona inandırarak yaşamak çok yorucu aslında. Ama senin için neler neler yapılmaz ki aslan oğlum.


Hergün bir tane dondurma yiyiyorsun. O saati sabırsızlıkla bekliyorsun. Bakkalda en çok lolipoplara melül melül bakıyorsun. Alamayacağını biliyorsun artık. Bunlar bana yasak dimi anne diye soruyorsun. Ben ise önceden hazırladığım çalışılmış bir ses tonuyla net bir hayır cevabı verip arkamı dönüyorum. Bu benim için de çok zor, o yüzden ne senin ne de kimsenin yüz halimi görmesini istemiyorum. Bakkallardan ve ıvır zıvırlardan artık nefret ediyorum. Amerika'dan lolipop ısmarlayacağım sana, sugar free, böylece bunu da aşacağız alişim, nedir ki bir şeker dediğin, bugün hepsininin diyabetliler için olanı da var.


Şu üç ayı geride bıraktığımız bugünlerde geriye baktığımda diyabete alıştığımızı da görüyorum. Endişe hep var içimizde ama öğrendikçe, kontrolün gücünü hissettikçe o da aşılıyor. Baban her zamanki gibi daha metin ve sakin. Ben sana herhangi bir konuda celallendiğimde hemen ona sığınıyorsun, beni şikayet etmen bile çok komik. Eski hayatımızdaki herşeyi yapmaya devam edebiliyoruz. Sen hala 1,2 3 diye sayıp ikimizle birden boğuşmayı çok seviyorsun. Her haftasonu havuz keyfi yapıyoruz, yine hamburgerlerimizi yiyiyoruz, şerefe yapıp bardaklarımızı tokuşturuyoruz, yine ıbıdık gubuduk herşeye gülebiliyoruz. İşte bunlar da herbir anımız için şükretmeyi hatırlatan güzel şeyler. Zaten senin annen o kadar balık hafızalı ki geriye dönük sadece güzel şeyleri hatırlıyor, sanki hiç kötü birşey olmamış gibi. O yüzden büyüdüğünde bugünlerin sadece güzelliklerini hatırlayacağız, diyabette arada derede kalmış bir ayrıntı olacak bizim için.
Bu haftasonu anneannende kaldın. Eskiden olsa ayıla bayıla bırakırdım seni ama şimdi endişeliyim ne yalan söyliyeyim. Ama kan şekerlerin bu ara o kadar regüle ki, ben de bıraktım seni. Anneannen de cesaretlendirdi beni. O zaten beni hayretlere düşürüyor. Annenannenin iğne fobisi vardır oğlum. Hiçbir hastalığımı onun yanında geçirdiğimi hatırlamam ben, bana hep kendi anneannem bakardı. Ama hayat bu, anneannen de bu hayattaki en büyük fobisi olan iğneyi seninle beraber aşıyor, bana ne demeden, korkuyorum demeden, düşün sana olan sevgisinin büyüklüğünü. Bu hafta ordasın, toprak içinde, tertemiz bir havada, dedenle boğuşarak bir hafta geçireceksin. Gerçi sizi çok özleyeceğim diye arkamızdan çok ağladın ama yine de oralaraı bırakıp dönmek istemedin bir türlü. Bense seni şimdiden çok özledim.